Zeytinliğin Hayaleti ve İncir Kurusu Operasyonu

Ege’nin incisi bir köyde yaşayan Hüseyin Amca, nam-ı diğer 'Zeytin Kurdu Hüseyin', hayatı boyunca ne dertten ne de kederden korkmuştu. Bir akşamüzeri, bahçesindeki kurumuş incirleri toplarken hava kararıverdi. Hüseyin Amca, elinde feneriyle zeytin ağaçlarının arasından evine doğru yürürken, birden çalılıkların arasından hışırtılar duymaya başladı. 'Hayrola, domuz mu geldi yine?' diye söylendi kendi kendine. Elindeki asayı sıkıca kavradı.
Derken, karanlığın içinden bembeyaz, uzun ve sallanan bir şey belirdi. Hüseyin Amca’nın kalbi ağzına geldi. 'Anam! Bu da ne? Hayalet mi, hortlak mı?' diye bağırarak olduğu yere çakıldı. Yaratık, hüzünlü ve boğuk bir sesle 'Meee-aaa' diye inledi. Hüseyin Amca, korkudan dizlerinin bağı çözülmüş bir halde, 'Bak evladım, ben emekli adamım, günahım boynuna, git başkasını korkut!' diyerek elindeki incir torbasını havaya fırlattı.
Birkaç saniye süren o gerilimli sessizliğin ardından, beyaz şeyin bir hayalet değil, komşunun kaçan keçisi olduğu anlaşıldı. Meğer keçi, çamaşır ipine takılan beyaz bir çarşafa dolanmış, Hüseyin Amca’yı görünce de korkudan titremeye başlamış. Hüseyin Amca, keçinin çarşaf içinde çaresizce debelendiğini görünce önce bir kahkaha patlattı, sonra sinirden kendi kendine söylenmeye başladı: 'Ulan mübarek hayvan, senin yüzünden az kalsın tansiyon ilacına muhtaç kalıyordum! Bir de çarşafı yemiş, karısı şimdi bizi evden kovacak!' O gece köylüler, zeytinlikten gelen kahkahalar ve bir keçinin melemeleriyle uyanınca, Hüseyin Amca'nın 'hayalet avı' köyün efsanesi haline geldi.



